3. Cenâb-ı Hafîz u Muîn’in himaye, inayet ve kelâeti altında zirveleşmiş öyle kahramanlardır ki, oturur kalkar Rabb-i Kerîm’lerini anar.. her hâdise, her düşünce ve her mülâhazayı O’nu anmanın birer bahanesi, hatta mukaddimesi sayar ve âdeta, kendileri olarak kendilerinden kaçar, kendilerini duymaz ve kendilerine karşı yabancı yaşarlar.. iyiliklerini insanlardan saklamanın da ötesinde kendi kendilerinden saklama mülâhazaları içinde dolaşır ve vicdanlarında sürekli araya girmelerin ızdırabını duyarlar.. yer yer kendilerine takıldıkları olsa da, bunu bir kâbuslu rüya telakki eder ve bir an evvel ondan kurtulma yollarını araştırırlar.. yeni merhalelere motive olmanın dışında her zaman, vecd u istiğrakın gel-gitleri arasında ömürlerini sürdürür ve hep inayet-i hâssa seralarında, riayet-i tâmme yamaçlarında ilâhî eltâf soluklarlar.
Bunlar, sürekli sırlar ötesi bir gizlilik içinde mahfîdirler ama, Allah’ın matmah-ı nazarı ve varlığın da en hayatî unsurlarıdırlar. Hak eşyaya onlarla bakar, kâinat onların sır kevserleriyle beslenir.
Dipnotlar
- 7 Ebû Dâvûd, vitr 26; Nesâî, sehv 60; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/244, 247.