Vârımı ol dosta verdim hânumânım kalmadı,
Cümlesinden el yudum, pes dû cihânım kalmadı.
Çünkü hubbullah erişti çekti beni kendine,
Açtı gönlüm gözünü, artık humârım kalmadı.
Aynı tevhid açılıp hakka’l-yakîn gördüm ânı,
Şirki sürdüm aradan, şekk ü gümânım kalmadı.
Müntehîler üstü müntehîlerin hâline gelince, o ifadelere sığmayan, tecerrüdün tamamen tecride inkılâb ettiği ve sâlikin bir mânâda tam bir inhilale girdiği öyle derin bir zevk hâlidir ki, tatmayan bilmez, bilenler ifade edemez, ifade edebilenler de çok defa iltibastan kurtulamazlar. Zevken ve hâlen bu ölçüde inkişaf eden bir sâlikle, Cenâb-ı Hak arasındaki böyle bir münasebet, Hakk’ın has kullarına bir sır armağanı olsa gerek.. bize de bu sır armağanına saygı duymak düşer.
اَللّٰهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَارْزُقْنَا اتِّبَاعَهُ، وَأَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلًا وَارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ۽ الْهَاد۪ي إِلَى الرَّشَادِ، وَعَلٰى اٰلِه۪ وَأَصْحَابِهِ الْبَرَرَةِ الْكِرَامِ.
196