İçeriğe geç
إِنَّ اللّٰهَ تَعَالٰى قَالَ: مَنْ عَادٰى ل۪ي وَلِيًّا فَقَدْ اٰذنْتُهُ بِالْحَرْبِ. وَمَا تَقَرَّبَ إِلَيَّ عَبْد۪ي بِشَيْءٍ أَحَبَّ إِلَيَّ مِمَّا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ. وَمَا يَزَالُ عَبْد۪ي يَتَقَرَّبُ إِلَيَّ بالنَّوَافِلِ حَتّٰى أُحِبَّهُ. فَإِذَا أَحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذ۪ي يَسْمَعُ بِه۪ وَبَصَرَهُ الَّذ۪ي يُبْصِرُ بِه۪ وَيَدَهُ الَّت۪ي يَبْطِشُ بِهَا وَرِجْلَهُ الَّت۪ي يَمْش۪ي بِهَا. وَإِنْ سَأَلَن۪ي لَأُعْطِيَنَّهُ وَلَئِنِ اسْتَعَاذَن۪ي لَأُع۪يذَنَّهُ.

“Allah Teâlâ buyuruyor ki: Her kim Benim velilerimden bir veliye düşmanlık ederse, şüphesiz Ben ona ilan-ı harp ederim. Kulum kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili hiçbir şey ile Benim kurbiyetime mazhar olamaz. Bir de kulum nafileler ile Bana yaklaşır ha yaklaşır ve nihayet öyle bir hâle gelir ki artık Ben onu severim. Onu sevince de, onun işiten kulağı, gören gözü, tutup yakalayan eli ve yürümesine vasıta olan ayağı olurum (Hâsılı; onun işitmesi, görmesi, tutması, yürümesi doğrudan doğruya meşîet-i hâssa dairesinde cereyan etmeye başlar). Böylesi bir kul Benden birşey isterse istediğini muhakkak ona veririm. Bana sığınırsa onu hıfz ve sıyanetim altına alırım.”5

Bu açıdan hemen her devirde vilâyetin iki önemli buudu üzerinde durulmuş ve bu iki şey bir vâhidin iki yanı olarak kabul edilmiştir:

1. Sâlikin, kılı kırk yararcasına hukukullaha riayeti.

2. Buna karşılık Cenâb-ı Hakk’ın da onu hıfzına, riayetine ve kelâetine alması.

Bu hıfz u riayet, nebide masumiyet, velide de mahfûziyet şeklinde tecellî eder.. ve bu iki husus birbirinden farklı şeylerdir.

Evliyâ-i kirâmın mükerremiyeti muhakkak, kerameti hak; ama her veli için şart değildir. Bir velinin kendi vilâyetini bilip-bilmemesi ihtilaflı olsa da, bir kısım mazhariyetlerinin bulunduğunda şüphe yoktur.

53