İçeriğe geç

“Rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, peygamber olarak da Hz. Muhammed’den (aleyhisselâm) hoşnut olan imanın tadını zevk etmiş olur.”2 sözleriyle bu ruhanî hazza işaret buyururlar. Vâkıa O, bu ledünnî zevki bazen cismanî zevkleri anlatan kelimelerle de ifade etmiştir ki, ashab-ı kirâmı savm-ı visalden menettiği yerde: إِنّ۪ي لَسْتُ كَهَيْئَتِكُمْ إِنّ۪ي أُطْعَمُ وَأُسْقٰى“Ben sizin gibi değilim; ben yedirilip içiriliyorum.”3 derken böyle bir üslûp kullanmıştır. Ne var ki, kalbî ve ruhî hayat açısından söz konusu olan zevkin ruhanî olanıdır ve “vecd”e göre de süreklilik ifade eder; eder de, kalb ve ruhu her zaman ayrı bir televvünle besler. Yerinde de geçtiği üzere vecd ve heyman ise, hususî tecellîlerle, bazı ahvâle ait vâridlerdir ki, göz kamaştırıcılığına rağmen sâlikin mübtedîliği ölçüsünde ve onun havsalasıyla mebsûten mütenasip (doğru orantılı) olarak zuhur eder.

Zevk; temel kaynakları itibarıyla da farklı farklıdır. İman, tasdik ve taate karşılık Cenâb-ı Hakk’ın, Cennet, ebediyet ve rü’yet gibi her biri, dünya hayatının binlerce senesini aşan fâikiyeti cihetiyle, O’nun vaatlerinde halâvet ayrı bir zevk ufku.. insan vicdanının, maddî-mânevî, dünyevî-uhrevî bütün lezzetlerden sıyrılarak “üns billâh” ufkuna yönelip sürekli O’nunla hemhâl olması ayrı bir haz buudu.. kurb-u mutlak’a mazhariyetle –bütünüyle terk-i enaniyet mânâsına– kendinden uzaklaşarak sadece O’nu görme, O’nu duyma, O’nu bilme zirvesine yükselerek “bekâ billâh-maallah”ın temadî eden zevklerini duymak ayrı bir halâvet şâhikasıdır.. evet herkes, imanı, tasdiki, mârifeti ve ledünnîliği ölçüsünde ruhanî zevklerden “hissemend” olur.

41