İnsanın sa’y ve gayretine terettüp eden her türlü güzel netice, Zât-ı Ulûhiyet’in birer ihsan, ikram ve teveccühü olması itibarıyla çok kıymetlidir, çok büyüktür. Fakat insan, kendi nazarında bunları yetersiz görmeli ve “Allah’ın bana ihsan etmiş olduğu imkânlarla çok daha büyük işler başarılabilirdi.” diyerek daha fazlasına talip olmalıdır. Küre-i arzın yarısına söz dinletmiş biri olsa bile, “İrademin hakkını veremedim. Allah’ın ihsan ettiği imkânlarla duygu ve düşüncemi bütün dünyaya ulaştırabilirdim.” mülâhazalarını taşımalıdır. Aynı zamanda o, elde ettiği bütün başarıları Cenâb-ı Hak’tan bilmeli ve sürekli, “Bunları bana lütfeden Hazreti Allah’tır.” demelidir. Kendisini, haccetmek üzere Kâbe yollarına düşen karınca gibi görmeli, Allah’ın lütfu olmayınca çıktığı yolculuğu tamamlayamayacağının şuurunda olmalıdır.
Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde, aza şükretmeyenin çoğa da şükretmeyeceğini ifade buyurur.38 Bu açıdan Allah’tan gelen en küçük şeye bile şükretmek gerekir. Aksi takdirde O’na karşı saygısızlık yapılmış olur. Zira her şey Allah’ın eliyle meydana gelmektedir. Elde ettiğimiz şey, çok küçük olsa bile onu yaratan Allah’tır. Allah’tan gelmesi itibarıyla da küçük görünen şeyler bile gerçekte çok büyüktür. Fakat elde edilen başarıları bize bakan yönüyle küçültebildiğimiz kadar küçültmeliyiz. Dünyada bin tane üniversite açmış olsak, bunu az görmeli niye on bine ulaşamadık, demeliyiz.