Aynı hususu, bir mânâda Hazreti Üstad için de düşünebilirsiniz. “Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım.”17 diyen bir insanın değil talebelerine, dostlarına ve arkadaşlarına, en uzak kimselere bile küsüp darılması mümkün değildir. Biraderi Abdülmecid Efendi ve yeğeni Abdurrahman Abinin ayrılığından dolayı dile getirdiği duygularına bakılınca açıkça görülür ki, içinde o çizgide dostlarıyla beraber yürüme arzusu vardır. Hem çok ciddi bir arzu, öldüresiye bir iştiyak, bir tutku ve bir tiryakilikle bağlanmıştır yol arkadaşlarına. “Aman! Tanışıp kader birliği ettiğimiz hiç kimse uzaklaşıp gitmesin!” der büyük bir heyecanla ve o mevzuda çırpınır âdeta. Uzaklaşıp giden birkaç insanın hicran ve hasretini çok derinden yaşamıştır. Hatta, talebelerinden bazılarının küçük içtihad farklılıklarından dolayı birbirlerine küsecek gibi olmaları karşısında yalvarırcasına, başını onların ayaklarının altına koyarcasına sızlanmış, inlemiş, tir tir titremiş ve “Kardeşlerimden ricâ ederim ki: Sıkıntı ve ruh darlığından veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan ya da şuursuzluktan dolayı arkadaşlardan sudûr eden fena ve çirkin sözlerle birbirine küsmesinler ve ‘Haysiyetime dokundu’ demesinler. Ben o fena sözleri kendime alıyorum. Damarınıza dokunmasın, bin haysiyetim olsa kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete feda ederim.”18 demiştir.
Dipnotlar
- 17 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.616 (Tahliller).
- 18 Bediüzzaman, Uhuvvet Risalesi s.101.