İşte, مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰى7 ifadesini de mukabele açısından değerlendirmek icap eder. Yani, sizin birbirinizi terk etmeniz, birbirinize küsüp darılmanız kendi acz, zaaf, fakr ve hiçliğiniz içinde ne ifade ediyorsa, birine küsüp darılınca siz ne yapıyorsanız, Hazreti Zât-ı Zülcelâl de kendi münezzehiyet, mukaddesiyet ve mübecceliyeti zaviyesinden öyle bir mukabelede bulunur. Küsme ve darılma gibi kelimeler Zât-ı Ulûhiyet’e nispet edilince, o kelimelerin lazımı, Cenâb-ı Allah’ın münezzehiyeti içinde anlaşılmalıdır. Yoksa, bu sözler insanların küsüp darılmaları cinsinden beşerî bir mânâyı hatırlatmamalıdır. Öyleyse âyet-i kerime, “Allah, seni hiçbir zaman kimsesizliğe terk etmedi ve yalnız bırakmadı.” anlamına gelmektedir.
Çoğumuz itibarıyla, biz de bu âyeti her okuyuşumuzda, aynı mânâyı kendi adımıza duymaya çalışır ve sanki Rabbimiz bize hitap ediyormuş gibi bir hisse kapılırız. Aslında, bu hitap, evvelen ve bizzat, hakiki ve kamil mânâsıyla Peygamber Efendimiz’e mahsus olsa bile, saniyen ve izâfî olarak, zıllî keyfiyetiyle ve izdüşümü itibarıyla O’nun yolunda olan insanlara da bakmaktadır. Öyle inanıyorum ki, Allah Teâlâ, bir adımla dahi olsa Kendisine yaklaşanı hiçbir zaman yalnız bırakmayacaktır. Çünkü O “أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ– Yegâne merhametli”dir. “Çok rahim, çok merhametli” denince herkesten önce O akla gelir.
Dipnotlar
- 7 Duhâ sûresi, 93/3.