Bildiğiniz gibi; Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), Mekke’nin fethi esnasında, “Kim Beytullah’a girerse korkudan emin olur.”20 mealindeki âyeti de hatırlatarak, Mescid-i Haram’da bulunanlara, Ebû Süfyan’ın evine sığınanlara ve evlerinden çıkmayanlara dokunulmamasını emir buyurmuşlardı.21 Mekke’ye girip başındaki miğferini çıkardığı sırada, bir adam gelerek: “İbn Hatal, Kâbe’nin örtüsüne sarılmış vaziyette yakalandı, affedelim mi?” deyince o Şefkat Peygamberi “Onu öldürün!” emri vermişti.22 Karıncanın canına kıyamayan, akreplerin ve yılanların hayat hakkını dahi gözeten öyle merhametli bir peygamber nasıl olmuştu da İbn Hatal’ın ölüm fermanını vermişti? İbn Hatal, Peygamberimiz’in huzunda bulunmuş, onun nurefşân beyanlarını dinlemiş, huzurunun insibağını belli ölçüde tatmış, fakat cahiliye hislerinden geriye kalan bir şeyden dolayı rencide olmuş ve nur halkasından biraz uzaklaşmıştı. Başlangıçtaki o hatasını pek küçük bir inhiraf gibi görmüştü. Oysa, merkezdeki çok küçük bir açı muhit hattında kapanamaz bir boşluğa dönüşmüş ve farkına varamadan o kadar uzaklaşmıştı ki, Allah Resûlü’nün, kanlarını heder kıldığı birkaç kişiden biri de o olmuştu. Çünkü, duymuş, gelmiş, tatmış, harem odasına kadar girmiş ve sonra da o haremgâh-ı nebevîyi telvis etmiş, âdeta oraya bevletmişti. Onun Efendimiz’e ve dine karşı tavrı ihanetti. Böyle bir insan affedilemez; sadece kapının dışına konmak suretiyle cezalandırılmış sayılamazdı. Artık o, salona alınmamalı, koridora girdirilmemeli, hatta o saadet dairesine de yaklaştırılmamalı, yedi sokak öteye itilmeliydi.
Dipnotlar
- 20 Âl-i İmrân sûresi, 3/97.
- 21 Ebû Dâvûd, harâc 24; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/292.
- 22 Buhârî, cezâ 18; Müslim, hac 450.