İçeriğe geç

Meselenin bir diğer yanı da şudur: Mekke oldukça stratejik ehemmiyeti haiz bir beldedir. O âdeta vahy-i semaviye açıldığı dönem itibarıyla, dünya devletlerinin mültekâsı, yani gelip gelip dalgaların çarpıştığı, çarpışıp kırıldığı ve buluştuğu bir yerdedir. Ayrıca Mekke, Medine bir kısım eski medeniyetlere de beşiklik yapmış beldelerdendir: Sebe’, Hadramut ve San’a medeniyetleri gibi –ki anlatılanlara bakılırsa– o gün bir insan Medine’den yola çıksa başı güneş görmeden Hadramut’a ulaşabiliyordu. Zaten Kur’ân da, “Yeryüzünün Cenneti”9 diye bu bahçelerden bahsetmiyor mu?

İşte Mekke ve Medine bir taraftan böyle kadim bir medeniyete beşiklik yapmış, diğer taraftan da Roma ve Sasani imparatorlukları gibi iki büyük medeniyete hep açık bulunmuştu. Roma kültürü, Antakya bağlantısı ile eski Mısır kültürüyle buluşmuş ve tarihî İskenderiye’yi doğurmuştu. Roma, o günün süper gücü sayılırdı ki; Kur’ân’daki Rum sûresi de bu hâkim güçler hakkında nazil olmuştu. Vilâdet yıllarında, Sasani İmparatorluğu, Yemen’de belli bir süre hâkimiyet kurmuş ve daha sonra da yer yer onları Mekkelilerin aleyhine tahrik etmişti ki, Mekke’yi tahrip etme düşüncesiyle gelen Fil ordusu, Fil ashabı, Sasanilerin tezgâhı ve tahrikleri sonucu meydana gelmiş bir olaydı. Ancak, Allah’ın (celle celâluhu) o beldeyi emin kılması sebebiyle herhangi bir zarar verememişlerdi.

118