İçeriğe geç

2. Zülkarneyn’den bahseden âyetlerden de anlaşıldığı üzere o zat, dünya muvazenesinde İslâm’ı temsil eden, huzursuzluk ve keşmekeşlik olan yerlere orduları ile gidip oralarda muvazene sağlayan, kargaşa ve fesada açık yerlerde setler inşa ederek umumî muvazeneyi koruyan tam bir yeryüzü mirasçısı ve devletler arası muvazene unsuru idi ki, Allah (celle celâluhu) onu, bu önemli misyonu eda edebilmesi için gerekli olan esbap, âlât ü edevat ve her türlü imkânla serfiraz kılmıştı. وَاٰتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًاۙ“Ona her şeye ulaşma vasıta ve vesilelerini bahşetmiştik.”18 mealindeki âyet bu mülâhazayı teyit etmektedir.

Zülkarneyn, kendisine bahşedilen bu imkân ve bu kudret-i müyessirenin veriliş hikmetini kavrayarak, o geniş imkân ve iktidarını murad-ı ilâhî istikametinde ve yeryüzü muvazenesi adına son santimine kadar kullanan ve memuriyetini mefkûre hâlinde yaşayan bir gaye insanıydı…

حَتّٰۤى إِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًا

“Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, Biz onlar için buna karşı bir örtü yapmamıştık.”

(Kehf sûresi, 18/90)

Hz. Zülkarneyn, batıdan doğuya giderken, Afrika’ya geçmiş olacak ki, âyet-i kerimede tavsif edilen kavim, evleri yurtları olmayan hatta tesettür bilmeyen ve çıplak dolaşan, medeniyetten mahrum, oldukça bedevi toplumlarla karşılaştığına işaret buyuruluyor.

197