İşte bu yönüyle ferden ferdâ yıkık dökük olsak da biz, hep beraber Fahr-i Kâinat Efendimiz’i sevindirecek ve güldürecek bir konumda bulunuyoruz. Çubuğun ve sopanın dövene koyulduğu, boyunduruğun yere indiği, herkesin dini bırakıp kaçtığı ve dinsizliğe saptığı bir devirde bize ışık tutanları Allah, Makam-ı Mahmud’la sevindirsin. Çığır açanları mutlu ve bahtiyar kılsın. Rehberlerimizi Cennet-i Firdevsi ile mesut ve bahtiyar eylesin. Biz, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in yolunda ve izinde hizmet-i imaniye ve Kur’âniye’de bulunurken, başımızda Fahr-i Kâinat Efendimiz’in vesâyasını ve siyanet kanatlarını hissediyoruz. İşte bu cihetle de bize paha biçilmez ve bu yönümüzle kıymetimiz takdirler üstü takdiri hâizdir. Biz, hizmete kilitli kaldığımız sürece işte böyleyiz. Öyleyse ferden ferdâ kıymetsiz olsak bile ümitlerimizi besleyecek, dualarıyla
رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا “Allah’ım, bizi ve kardeşlerimizi bağışla!” (Haşir sûresi, 59/10)
diyen kardeşlerimizin dualarına dâhil olacak, o mağfiretten istifade edecek bir şahs-ı mânevî itibariyle –şimdilerde tüzel kişilik diyorlar– öylesine âlâlardan âlâ, muallâlardan muallâ olmaya namzediz ki, sahabe, tâbiîn, tebe-i tâbiîn asrı istisna edilecek olursa yeryüzünde böyle hizmet edenlerle ölçüşecek ikinci bir topluluk yoktur. Bu noktada da Allah’a hamd ve senâ ederim. Ferden ferdâ mücrimiz ama şahs-ı mânevî olarak âlâlardan âlâ olmaya namzetiz.