İçeriğe geç

Meseleyi uzattığımın farkındayım. Ancak asrımızın meseleleriyle alâkadar bulunması itibariyle beni ilgilendirdi, onun için uzattım. Arada nefsanîliğim de işin içine girmiş olabilir. İnsan cürmünü söylerken bile aldanabilir. Cihanları keşfedebiliriz, Antartika kıtasını avucumuzun içi gibi tanıyabiliriz ama ben şimdiye kadarki hayatımda henüz kalbimi keşfedemedim. Bu, benim için bir muammadır. Ben böyle deyip düşünürken, hatta en tenha yerde dövünürken dahi nefsimin nasıl oyunlar oynadığını henüz keşfetmiş değilim. Belki de hep böyle kapalı gidip, kapalı kalacağız. Fakat söylediğim şeylerde –kalbimi bilebildiğim kadarıyla– samimi olmaya çalışıyorum. Değilsem, daima dualarımda dediğim şekilde Rabb-i Kerimime niyaz ederek sözlerimi noktalamak istiyorum:

اَللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنَ الْمُخْلِصِينَ الْمُخْلَصِينَ Allah’ım, beni ihlâsa ermiş ve erdirilmiş kullarından eyle!”

[1] Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/249; en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 6/70; İbn Hibbân, es-Sahîh 14/133. [2] Bkz.: en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 5/126; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef 6/167. [3] Bkz.: Târık sûresi, 86/5-6. [4] Bkz.: Müslim, zühd 14; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/174. [5] el-Münâvî, Feyzu’l-kadîr 2/410; Mer’î İbn Yûsuf, Ekâvîlü’s-sikât s.45.

69