İçeriğe geç

İnsan gelecek zamana ait şeyleri de Allah’ın (celle celâluhu) özel atâsı olarak bu hissiyatla sezebilir. Böyle biri, eğer kendi gibi yaşıyor, yaşadığı her şeyi imbikten geçiriyor, yaptığını bilerek ve şuurlu yapıyorsa, hiçbir hâdisenin başıboş olmadığına inanır. Zamanla hissiyat onda, evliya ve asfiyaya ait kerametler gibi bir hâl alabilir; bu arada tabiî o da bu mevzuda gördüğü şeyleri, bir ikram-ı ilâhî ve firasete armağan olarak görmelidir. Nitekim Efendimiz (sallâllahu aleyhi vesellem) de bir hadisinde bunu ifade sadedinde: “Mü’minin firasetinden sakının, zira o, Allah’ın nuruyla bakar.”[2] buyururlar.

Ayrıca insan, geçmiş zamanı da, inkişaf etmiş o hissiyatıyla şimdiki zaman gibi görebilir. Mesela, baktığı zaman Malazgirt gözünün önünde canlanabileceği gibi, sahabî dönemi de basiretine tüllenebilir. Bunlar rüya değildir, böyle biri hakikat gibi kendisini onların içinde görür. Hatta böyleleri konuşma ve sohbetlerinde kendilerini onların içinde tasavvur ederek konuşur da kendini onların içinde hissederler. Böyleleri için mazi ve müstakbel yok olur; sadece hâl ve hazır zaman kalır; o da, hazır zamanın üstüne çıkar, geçmişi, hâli ve geleceği beraber müşâhede eder.

283