Hz. Yusuf (aleyhisselâm), çocukluğunda kardeşleri tarafından kuyuya atılmış ve sonra da köle gibi satılmıştı. Onu Mısır’da bir vezir satın almış, sonra da bir evlâtlık gibi bağırlarına basmışlardı. Ancak, Yusuf çocukluk devresini aşıp, gençlik çağına girince, vezirin hanımı, Yusuf’a karşı başka duygular beslemeye başlamıştı. Derken, Kur’ân’ın anlattığı gibi, bir gün kapıları sıkıca kapatıp ondan kâm almak istemişti. Ancak, gelen tekliften ürperen ve o güne kadar aklının, hayalinin ucundan dahi geçirmediği bir şeyle karşılaşan Hz. Yusuf (aleyhisselâm), derhal oradan uzaklaşmak istedi ama, kadın arkasından yetişip gömleğinden çekince, Hz. Yusuf (aleyhisselâm) yakalandı, gömleği de yırtıldı. Tabiî, bu arada kapı açılınca, birden bire vezirle karşılaştılar.. ve Hz. Yusuf’a bir imtihan yolu daha göründü.. zira, kadın, kocasını görünce derhal iftiraya başladı ve “Karına kötülük yapmak isteyenin cezası nedir? Hapis veya işkence değil midir?”dedi. 617 Bu bir iftiraydı ve iftira her yönüyle kendisini ele veriyordu.
Şimdi naklettiğimiz hâdiseyi bir de, âyetlerin satır aralarında takip ederek Hz. Yusuf’un (aleyhisselâm) ismetine delâlet eden hususları yakalamaya çalışalım:
“Evinde bulunduğu kadın onu kendine çağırdı, kapıları sıkı sıkı kapadı ve “Gelsene!” dedi. Yusuf: ‘Maâzallah! Doğrusu senin kocan benim efendimdir, bana iyi baktı. Haksızlık yapanlar kat’iyen başarıya ulaşamazlar.’ dedi.”618
Evvelâ, Kur’ân, gıybet etmiyor. Kadının ismini vermiyor, onu sadece “evin hanımı” unvanıyla ele alıyor.