Kureyş’in ileri gelenlerinin de İslâm’a girmesi, Allah Resûlü’nün en büyük arzusuydu. Onları defalarca evine davet etmiş, ikramda bulunmuş, gönül ve kalblerine girmeyi denemişti; ancak, her defasında onun bu arzusuna cevab-ı red verilmişti. Kureyş’ten her birinin, başında bu tali’ kuşu kim bilir kaç defa uçmuştu.. ve kim bilir bu tali’sizler ona karşı kaç defa lakayt kalmışlardı..?
O, şimdi bunlardan bir görüşme teklifi almıştı. O’na “Seninle görüşmek istiyoruz.”, diyorlardı. Acaba İslâm’a girmeye niyetleri var mıydı? Gerçi bu henüz belli değildi. Ancak, yüzde bir ihtimalle dahi olsa, Allah Resûlü’nü ümitlendirmişti. Nasıl ki, Hz. Ömer’in (radıyallâhu anh) hidayeti için hırs göstermiş ve onun İslâm’a girmesiyle gelişen hâdiseler, Allah Resûlü’nün ne kadar isabet ettiğini ispat etmişti; eğer bu insanlar da İslâm’a girseler, İslâm fütûhatı adına herhâlde çok farklı şeyler olacaktı.!
Şu kadar var ki, onların getirdiği teklif, İslâm’ın ruhuna zıttı. İşte Allah Resûlü, böyle bir teklifle geldikleri için onlar adına üzülmüş ve hayıflanmış olabilir. Çünkü kendisine getirilen bu teklif, daha evvel geçen bütün peygamberlere de getirilmişti. Onlar, böyle bir teklifi nasıl reddettilerse, Allah Resûlü de reddedecekti. Fakat üzülmeden de edemiyordu. Kapılarına kadar gelen hidayeti, bu insanlar, boş bir gurur uğruna tepiyorlardı. İşte Allah Resûlü, onların bu hüsranına mahzun oluyordu ki, âyet de, O’nu teselli ediyor ve “Onların hesabından sana bir mesuliyet yoktur.” diyordu.