Allah Resûlü, Bedir’de düşmanı tersyüz edip hezimete uğratınca, mü’minlerin gönlüne serin bir su serpilmiş oldu. Bu, âdeta onların gönlündeki 15 senelik yangını söndürmeye yetmişti. Çünkü, bu 15 senelik zaman zarfında, kâfirlerden görmedikleri haksızlık, zulüm ve ızdırap kalmamıştı. Evvelâ, canları kadar sevdikleri Mekke’den ayrılmış, Medine’ye gelmişlerdi. Fakat bu dahi Mekke müşriklerini tatmin etmemiş, şimdi de onların bu yeni vatanlarına taarruz etmeye başlamışlardı. Mü’minler her şeyi sinelerine çekiyor ve mukabelede bulunmuyorlardı. Bedir’e kadar, onlar ne yaparlarsa yapsınlar, mü’minlerin, fiilî mukabelede bulunmaları yasaktı. “Dövene elsiz, sövene dilsiz kalblerini kırıp gönüllerini darmadağınık edenlere de gönülsüz gerek.” diyor ve bu ölçü içinde hareket ediyorlardı.
İşte Cenâb-ı Hak, şimdi onlara da izin vermişti.637 Artık mü’minler de, fiilî mukabelede bulunabilecekler.. ve en azından kendilerini müdafaa edebileceklerdi. Bedir, ilk kavgaydı. Müslümanlar muzaffer olmuş ve hasımlarını da esir etmişlerdi. Aynı zamanda böyle bir hâdise ilk defa vuku buluyordu. Bu, hakkında ilâhî bir açıklama olmayan her meselede olduğu gibi Allah Resûlü, bu meselede âdetleri üzere istişare etmişlerdi. Esirlere ne yapılması gerekiyorsa, bu, meşveret yörüngeli olacaktı.
Evvelâ, kendisinin ruh hâli ve Kur’ân’ın O’na talim ettiği ahlâk gereği, İki Cihan Serveri, bu esirlerin affedilmesine taraftardı. Çünkü şimdiye kadar Kur’ân-ı Kerim hep O’na:
فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمِيلَ“Sen şimdi hoşgörüyle muamele et.”638 ve: اُدْعُ إِلَى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ“Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et.”639 demiş ve O’nu bu yola sevk etmişti.