İçeriğe geç

b– Bir Müslüman, ruhunun derinliklerinde yaşattığı bu yüksek duyguyu her yerde soluklar-gezer.

c– O, eza, cefa etmek ve zarar vermek bir yana, hatırlandığı her yerde emniyet ve selâmetin remzi olarak hatırlanır.

d– Onun nazarında, elle yapılan tecavüz ile gıybet, bühtan, tahkir, tezyif gibi dil ile yapılan tecavüz ve çekiştirme arasında fark yoktur. Hatta bazı durumlarda, ikincisi birinciden daha büyük cürüm sayılır.

e– Bir mü’min bu günahlardan bazılarını irtikâp etse de yine mü’mindir ve dinden çıkmış sayılmaz. Yani akidemizce küfür-iman arası bir mevki söz konusu değildir.

f– Her meselede olduğu gibi, iman ve islâm meselesinde de, himmetler âli tutulup kemâlât-ı insaniyeye yani herhangi bir Müslüman değil, kâmil mü’minliğe talip olunmalıdır… gibi pek çok şey o mu’ciz-beyan lisanda tek bir satıra sıkıştırılmıştır.

Hadisin, muhacirle ilgili bölümüne yukarıda kısaca temas ettiğimiz için o kadarla iktifa edip, Efendimiz’e ait bir başka nurlu beyana intikal edelim.

9. Mâlâyaniyâtı Terk, İslâm’ın Güzelliğindendir

İki Cihan Serveri buyuruyor ki: مِنْ حُسْنِ إِسْلَامِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْنِيهِ“Müslümanın islâmiyetine ait güzelliklerindendir mâlâyanîyi terk etmesi…”299

Elbette ki, sadece böyle bir tercüme ile Efendimiz’e ait bir sözün derinliğini anlamak, bu kısa ifadenin şümulünü kavramak mümkün değildir.

Hadiste; mü’minin islâmiyetinin, ihsan ve itkana ulaşabilmesinin sırrından bahsedilmektedir. Yani pratikte ve dış yönü itibarıyla, sağlam, arızasız ve kusursuz bir seviyeye; iç yönü itibarıyla da ihsan sırrını temsile ulaşmış bir mü’min, mutlak surette, mâlâyaniyâtı terk etmelidir.. terk eder de…

İçteki Ciddiyet Dışa Akseder

294