Yed-i ulyânın, veren ve infak eden el, yed-i süflânın da alan el olduğu, yine doğrudan doğruya Efendimiz’in yorumudur.309 Realite olarak, veren elin üst, alan elin de alt sayılmasının yanında, infak edene râci sevap ve fazilet bakımından, verenin alanın üstünde olduğuna da işaret buyurulmaktadır. İnsanın şeref ve haysiyeti açısından bunlardan biri “ulvîlik” ise, bazı durumlarda diğerine de “süflîlik” denebilir ki, selim tabiatları vermeye teşvik ve almadan tenfir etmek bakımından, üslûp fevkalâde ve bu üslûba esas teşkil edecek malzeme de, değiştirilemeyecek şekilde yerli yerindedir.
Ayrıca, verme ameliyesinin havada kalmaması ve mutlaka bir alıcının bulunması lâzım geldiği için de, veren elin hayırlı olmasını ifade ile iktifa edilmiş ve “Alan el şerlidir.” denmemiş.. aksine az hayırlı olduğu ifhâm edilerek; bazı şerâit dahilinde alma ameliyesinin mahzursuzluğuna da tenbihte bulunulmuştur.
Bütün bu mânâlar mahfuz olmakla beraber; bu hadisi, “Veren el, alan elden üstündür.” şeklinde tercüme etmek eksiktir. Zira, hadiste kullanılan kelimeler, bizim tercüme ettiğimiz kelimelerin karşılığıdır. Efendimiz, bu ifadelerinde mecazî bir üslûbu tercih etmiştir. Onun için sadece “veren el” veya “alan el” ifadeleri, bu mânâlardan olsa olsa bir tevcih olabilir; fakat kat’iyen bütünü değildir.
Evvelâ, burada cüz zikredilip küll murad edilmiştir. Yani elden kastedilen, bizzat insanın kendisidir. Bu mânâ ile “Veren insan, alan insandan hayırlıdır.” mânâsı kastedilmiştir.