İçeriğe geç

“Ey cemaat, şunu biliniz ki, siz “müntehip”siniz. Ben ise “müntehab”ım. Gideceğimiz yer ise “müntehabün ileyh”dir. Sizin yaptığınız işe de “intihap” denir. İntihap ise “nuhbe”den gelir. Nuhbe, kaymak demektir. Unutmayın ki, bir şeyin altında ne varsa kaymağı da o cinsten olur. Yoğurdun üstünde yoğurt kaymağı, sütün üstünde süt kaymağı, şapın üstünde de şap kaymağı bulunur…”

İfadelerdeki Arapça terimleri belki anlamayanlar için, istifadeli olur diye kısaca açıklamak gerekirse; “müntehip” seçen, “müntehap” seçilen, “müntahabün ileyh” kendisi için seçim yapılmış yer, meclis, “intihap” da seçmek demektir. Bu kelime ise “nuhbe” kelimesinden türemiştir.

Ve bir istidrat daha:

Haccac’a, Hz. Ömer’in adaletinden bahseden şahsa Haccac’ın verdiği cevap, meselemize vuzuh kazandırması bakımından mühimdir. Haccac, cevabında şöyle demektedir: “Siz Ömer zamanındaki insanlar olsaydınız, hiç şüphesiz ben de Ömer olurdum…”

Üçüncüsü: Her insan suçu kendinde aramalıdır. Herkes kendinin avukatı olduğu, suçu hep dışarıda aradığı müddetçe, müsbet mânâda mesafe katetmek mümkün değildir… İnsanlar, iç âlemlerinde, özlerinde kendilerini değiştirmedikçe, Cenâb-ı Hak onları değiştirmez.286 Eğer içte bir bozulma olursa, bu mutlaka zirvelere kadar her tarafa yansır. İnsanların iç istikameti için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Demek oluyor ki, idare edilenlerin durumlarının, idare edenlerin durumlarına, âdeta sebep-netice münasebeti içinde bir müessiriyeti var. Ve bu söz cevherinin ruhunda kim bilir daha neler mündemiç?. Ve erbabı daha neler ve neler seziyordur…

626