İçeriğe geç

Birincisi: İç fetanettir; Allah Resûlü’nün tebliğinin de bir fetanet yanı vardır. Ama fetanet, bir kuru mantık değildir. O, zâhirden bâtına, dünyadan ukbâya ulaşan bir mantıktır. İnsanın bir mantık tarafı olduğu gibi, bir de his ve duygu tarafı vardır. Onun sadece mantığına hitap edenler, his tarafından açılacak herhangi bir gedik karşısında iflas ederler. İnsanın sadece his yönünü işletmeyi hedefleyenler ise, mantık karşısında mağlup düşerler. Hâlbuki, Hz. Muhammed Aleyhisselâm, müşâhedeye, muhakemeye ve iç sezişe birden seslenir. Gözün gördüğü şeylerle insanı ele alır, misallendirir ve ruha bu yolla nüfuz eder. Aklı kullanır ve kullandırır. Muhakemeye önem verir ve vicdanlara öyle seslenir ki; vicdanında O’nun sesini duyan herkes bir hamlede sadece vicdan yoluyla hakikate ulaşmak isteyenlerin önüne sıçrar ve hakikate ulaşıverir… Entüisyon (Intuition) yoluyla Allah’ı bulmaya çalışan Paskal ve Bergson gibi kişiler kendi sahaları olan bu mevzuda bile Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın hayat üfleyip yetiştirdiği mü’minlerden çok ama çok geri kalırlar. Zaten mutlak ve umumî fazilette, onları mü’minlerin en küçüğüne dahi kıyas etmek mümkün değildir.

Evet, nasıl hiçbir sahada Hz. Muhammed Aleyhisselâm’a ulaşmak mümkün olmamıştır; bu, fetanet itibarıyla da böyledir. O, evvelâ müşâhede ile hasımlarını dize getirmiştir… Yani parmağını kaldırarak putları göstermiş ve “Şu taştan, ağaçtan, topraktan ne umuyorsunuz?” demiş.. sonra da harika mahiyetiyle veya ortaya koyacağı bir mucize ile önce aklına hitap ettiği muhatabının elinden tutup onu kalbin yanına çekmiştir. Daha sonra da ona huzurun insibağıyla bir merhale daha kazandırmış ve âdeta uhrevîleştirmiştir.

231