Meselâ: Hz. Ömer’in seyr-i ruhanîsini ele alalım: Ona, “Senin gibi akıllı bir insan nasıl oluyor da taşrada geziyor? Senin gibi bir insanın, taştan, topraktan ve ağaçtan bir şeyler ummasını, doğrusu aklım bunu bir türlü kabul edemiyor.” diyerek seslenmiştir. Evvelâ bu sözlerde Ömer’i tebcil vardır. Mantığa karşı hürmetli davranılmıştır. Böylece Allah Resûlü, mantık adına Hz. Ömer’i avucunun içine almıştır. Ardından da öteden beri emniyet ve güven telkin etmiş olan o harikulâde durumuyla Ömer’in kalbine nüfuz etmiştir. Üçüncü safhada ise, ubûdiyetteki derinliği ile onu öyle bir hâle getirmiştir ki; o develeri boynundan tutup yere yıkan Ömer, Allah Resûlü’nün önünde edepli bir çocuk gibi diz çöküp saygıyla iki büklüm olmuştur.
Şimdi bu mevzuda müşahhas bir misal verip diğer hususlara intikal etmek istiyorum:
Allah Resûlü’nün huzuruna bir genç gelir. Sahabe, bu gencin ismini sarahaten zikretmez; ancak bazı rivayetleri tevhid edip birleştirdiğimizde, bu gencin Cüleybib (radıyallâhu anh) olduğu anlaşılıyor. Bu genç gelir ve: “Yâ Resûlallah, zina için bana izin ver, çünkü tahammül etmem mümkün değil.” der. Orada bulunanların reaksiyonu çeşitli olur. Kimisi ağzını kapamak ister ve “Resûlullah’a karşı böyle terbiyesizce konuşma!” îmasında bulunur, kimisi eteklerinden tutup çeker. Kimisi de suratına bir tokat vurmak niyetindedir. Ama, bütün bu olumsuz davranışlara sadece şanı yüce Nebi, şefkat peygamberi ve merhamet âbidesi susar; onu dinler, sonra da yanına çağırır, dizlerinin dibine alır ve oturtur. Buraya kadar olan muamelesiyle zaten onu büyülemiştir.. ve büyülenmiş bu insana sorar:
– Böyle bir şeyin senin ananla yapılmasını ister miydin?
– Anam babam sana feda olsun Ey Allah’ın Resûlü, istemezdim.