İçeriğe geç

Yine aynı günlerde, namaza karşı tekâsül gösterenler ve “Zekât vermeyiz!” diyenler vardı. Hatta, Hz. Ömer Efendimiz’in (radıyallâhu anh), dehasına esen değişik ilham esintilerinin tesiriyle, “Şimdilik zekâta müsaade etsek?” dediği rivayet olunur. Bu mevzuda sahih rivayetlerle gelen:

أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَشْهَدُوا أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ، وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ، فَإِذَا فَعَلُوا ذٰلِكَ عَصَمُوا مِنِّي دِمَاءَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ إِلَّا بِحَقِّ الْإِسْلَامِ وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللّٰهِ

“Ben, Allah’tan başka ilâh olmadığına, (O’ndan başka Mâbud-u bi’l-Hak, Maksud-u bi’l-İstihkak bulunmadığına) ve Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah’ın kulu ve Resûlü olduğuna şehadet edinceye ve namazlarını eda edip, zekâtlarını tastamam verecekleri âna kadar insanlara karşı savaşmak ve yaka-paça olmakla emrolundum. Bunu yaptıkları takdirde, mallarını ve canlarını bana karşı korumuş olurlar; şu kadar ki, İslâm’ın bir hakkı vardır (zekât verecekler, sadaka verecekler, öşür verecekler…). Hesapları, (bu mevzudaki samimiyetleri) ise Allah’a kalmıştır.”6 hadis-i şerifinden haberdar olan Hz. Ebû Bekir Efendimiz (radıyallâhu anh):

وَاللّٰهِ لَأُقَاتِلَنَّ مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ الصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ، فَإِنَّ الزَّكَاةَ حَقُّ الْمَالِ، وَاللّٰهِ لَوْ مَنَعُونِي عَنَاقًا كَانُوا يُؤَدُّونَهَا إِلَى رَسُولِ اللّٰهِ * لَقَاتَلْتُهُمْ عَلَى مَنْعِهَا

“Allah’a yemin olsun ki, kim namazla zekâtın arasını ayırırsa, onunla harbederim. Şüphesiz zekât, malın hakkıdır. Resûlullah’a verdikleri bir dişi oğlağı bile benden esirgerlerse, vallahi onlarla harbederim!”7 buyurarak, her mevzuda olduğu gibi, bu mevzudaki hassasiyetini de ortaya koyuyordu.

374