Sonra, biz mekânın bütün buudlarını tam olarak bilemiyoruz. Dolayısıyla bazı hâdiseler hangi buudda cereyan ediyor, ondan da habersiziz. Meselâ, yine Ahmed İbn Hanbel, Müslim ve İbn Mâce gibi sahih hadis kaynaklarının rivayet ettiği ve Hıristiyanken Müslüman olan Temîmü’d-Dârî’nin, bilmediği bir adada gördüğü son derece kıllı bir yaratığı (Cessâse) ve mağaradaki, kendisini “Deccal” olarak takdim eden bir insan azmanını anlatan hadis-i şerifi39 “Temîmü’d-Dârî Hıristiyandı; bunu Hıristiyanlıktan getirmiştir.” veya “Böyle bir şey mümkün değildir.” diye hemen inkâr yoluna mı gitmek gerek? Bu hadisi, en azından, bazılarının trans hâlinde gördükleri bazı şeyler kabîlinden anlayamaz mıyız? (Öyle anlayalım demiyorum.) Kaldı ki, Temîmü’d-Dârî’nin bu hâdiseyi, hangi mekân buudunda gördüğünü de bilmiyoruz.
Yine, Hz. İsa’nın -keyfiyeti ne olursa olsun- nüzulüyle alâkalı pek çok hadis var;40 bütün bunlara Hıristiyanlar tarafından uydurulmuş gözüyle mi bakacağız? Hz. İsa (aleyhisselâm), peygamberliğine iman ettiğimiz ve Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) de geleceğini müjdelemiş olduğu ulü’l-azm peygamberlerden değil midir? O da bizim peygamberimizdir; Hz. İbrahim, Hz. Dâvûd, Hz. Süleyman, Hz. Musa gibi.
Denizler altında, telepati yoluyla yapılan konuşmaları, ruh çağırmayı, insanların uyutulmasını, telefonla hipnoz hâdisesini kabul edip de zikrettiğimiz hadisleri -ki hangi buud ve keyfiyette cereyan etmiş olursa olsun- Allâme Kadı Iyaz’ın Şifâ’sından ve Ebû Nuaym İsbehânî’nin Delâil’ine, ondan da İbn Kesîr’in Şemâil’ine kadar bütün şemâil kitaplarının kaydettiği “şakk-ı sadr” (Efendimiz’in göğsünün yarılması) hâdisesini akıl ve pozitif ilimlere göre izah edemiyoruz diye inkâr mı edeceğiz?