İslâm’ın ortaya koyduğu zekât sistemi sadece menkul kıymetlerle sınırlı olmayıp gayrimenkul alanındaki yatırımları da içine alır. Dolayısıyla arsa, daire ve fabrika gibi değerlerden de zekât verilmesi gerekir.
Başta Hanefi mezhebi olmak üzere fakihlerin çoğunluğuna göre, aslî ihtiyaçlar haricinde bulunan ev, daire, apartman, iş hanı gibi gelir getiren mülklerin gelirlerinden zekât verilir. Fakat diğer bir kısım fukaha, mülkün fıkhî ifadesiyle “rakabe”sinden, yani kendinden/aslî kıymetinden zekât verilmesi gerektiğini ifade etmektedir. Günümüz şartları açısından bakıldığında, bu bana daha isabetli bir yaklaşım gibi geliyor. Zira bugün gayrimenkul, çok defa yatırım amaçlı, yani ticarî niyetle elde ediliyor. Dolayısıyla onun ticarî eşya statüsünde değerlendirilerek zekâtının verilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Meseleyi biraz daha netleştirecek olursak; gayrimenkul, ya ekilip biçilen veya yatırım amaçlı elde bulundurulan arsa veyahut binadır. Şayet arsa ekilip biçiliyor ise, onun hükmü bellidir: Çıkan üründen, el emeğinin durumuna göre 1/10 veya 1/20 miktarında zekâtı verilecektir. Bu durumda mülkün kendisinden zekât alınmaz. Ancak eğer arsa sahibi, “Ben bunu ticarî amaçla aldım ve onun için tutuyorum.” derse, o takdirde ticarî eşyaya nispetle arsanın mülk değeri üzerinden zekâtını vermesi gerekir. Yani bu şahıs, bir milyar değerindeki arsasının zekâtı olarak yıllık 25 milyon lira zekât vermekle mükelleftir.