Bundan hareketle Hanefi mezhebinin nokta-i nazarı altın, gümüş, demir, bakır, kurşun gibi katı olup eritilerek bir kalıba dökülebilen her çeşit madenden % 20 oranında zekât alınması şeklinde tezahür etmiştir. Buna göre, eritilmeye müsait olmayan yakut, zümrüt, mermer, kireç gibi maddelerle, sıvı olup katılaşmayan civa ve petrol gibi değerlerden zekât alınmaması gerekir. Ancak hadisin ifadesindeki umumiliğe bakılacak olursa –bilhassa bugünün şartlarında– her türlü rikâzdan % 20 zekâtın alınması daha uygun görünmektedir. Her ne kadar لَا زَكَاةَ فِي حَجَرٍ “Taşlara zekât yoktur.”303 şeklinde bir hadis varsa da hadis ulemasınca oldukça zayıf kabul edilmiştir.304 Bu sebeple yukarıdaki sahih hadisin hükmünü sınırlandırabilecek durumda değildir. Öyleyse, maslahat prensibinin de ışığı altında “Rikâzdan beşte bir zekât vermek gerekir.” hadisinin umumi ifadesine dayanılarak bu değerli taşlara da zekâtın gerekeceğine hükmetmek daha uygundur.
Konunun biraz da örfle ilgili yönüne dikkat çekmekte fayda vardır. Tedvin döneminin şartlarıyla günümüzün ticarî ortamı arasında birçok noktada farklılık bulunduğu dikkat çekmektedir. İlk dönemlerde kıymetli taş çeşitlerine rağbetin, günümüzdeki seviyede olması elbette mümkün değildi. Hele petrol gibi bugün hayatın önemli bir parçası hâline gelen bir madde, o gün için ya hiç bilinmiyor veya bilinse de ona, ne işe yaradığı netleşmemiş bir şey olarak bakılıyordu. Dolayısıyla bunların zekâtını tespitte, (arz-talep münasebetinde olduğu gibi) örfün hükümleri önemli rol oynuyordu.
Günümüz şartları da göz önüne alınarak, bu bilgiler ışığında yeraltından çıkan her türlü madenden % 20 nispetinde zekâtın gerektiğini söylemek mümkündür. Bilhassa uğruna fırtınalar koparılan petrol zekâttan muaf tutulmamalıdır.