Binalarda da durum farklı değildir. İnsanın oturduğu evden başka dairesi veya apartmanı varsa ve bunu ticaret için elinde tutuyorsa, binanın o günkü rayiç bedeli hesaplanarak zekât bunun üzerinden verilmelidir. Yukarıda belirttiğimiz üzere kirası için elde tutulan binalar hakkında fukahanın farklı yaklaşımları vardır. Fakat günümüzde, zekâtın farz kılınmasındaki sebep ve hikmetleri de gözeterek, kiraya verilen binaların asıl değerleri üzerinden zekât vermek daha doğru gözükmektedir. Ayrıca bu görüş mesârif-i zekâtın (kendilerine zekât verilen sınıflar) hakkını gözetme anlamına geldiği için İslâm’ın ruhuna daha uygun ve ümmetin maslahatına da daha muvafıktır.
Şunu da belirtmek gerekir ki ibadetlerde ihtiyatlı olmak asıldır. Dolayısıyla zekâtın vacip olup olmadığında tereddüt oluşan durumlarda mü’minlerin, işin ihtiyat tarafını esas tutup zekâtlarını vermeleri daha uygundur. Bu takdirde elde edilecek sevap ve mükafat da daha fazla olacak yani kul, ahiret yatırımını daha da artırmış olacaktır. Öte yandan, paraya ihtiyaç duyulan bir dönemde maddî açıdan fedakârlık yapan kimseler, –inşâallah– niyetlerinin büyüklüğü nispetinde mükâfat göreceklerdir.
E. Rikâz
Rikâz kelimesi, hem madenler hem de insanlar tarafından yeraltına gömülmüş hazineler ve defineler olmak üzere yer altından çıkan bütün değerleri içine alan genel bir kavramdır.
Allah Resûlû (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: فِي الرِّكَازِ الخُمُسُ“Rikâzdan beşte bir zekât vermek gerekir.”302