İçeriğe geç

Vermeye engel birçok etkenin varlığı da düşünülecek olursa mü’min hiçbir zaman, “İmkânlarım genişlesin de o zaman vereyim.” diye beklemeyecek; o an elindeki imkânlar nispetinde vermeyi alışkanlık hâline getirecektir. Unutmayacak ki Allah (celle celâluhu) onu, ileride elde edip vermeyi düşündüklerinden değil, o an elinde bulunanlarla yaptıklarından hesaba çekecektir.

Bugün bizler topyekûn ümmet-i Muhammed olarak, cömertlik hissini aramızda hâkim kılmalı, onu toplumda yaygın hâle getirmeli ve böylece seleflerimizle aramızdaki mesafeyi kapatmaya çalışmalıyız. Böylelikle cemiyeti yutmak için köşe başlarında tuzağını kurmuş şerli duygu ve düşüncelerin önünü alacak ve önümüze çıkan tehlikelerden de yara almadan kurtulmuş olacağız.

C. Vermede Sınır Tanımamak

Vermeye alışan bir mü’min, bunda sınır tanımaz. Bütün imkânlarını Allah yoluna seferber eder. Şartlar neyi gerektiriyorsa o oradadır. Gerek malıyla gerekse canıyla hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz, yeter ki gücü yetsin. Zira artık o, neyin nerede verilmesi gerektiğini idrak etmiş ve hep vermeye hazır hâle gelmiştir. Bizim tarihimizde bunun, başta Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve Sahabe-i Kiram (radıyallâhu anhum ecmaîn) olmak üzere binlerce misali vardır ve âdeta tarihimiz, bunların üzerinde bayraklaşmıştır. Ben burada hemen herkesin tanıdığı bir misal verirken siz, daha binlercesini zihninizden geçirebilir ve tarihi yeniden yazmada, bunlara olan ihtiyacımızı idrakla, o günlere ruhen seyahat edebilirsiniz.

Ebû Akîl Destanı

18