Sahabe arasında, Medine’nin şerefli ensarından Ebû Akîl isminde neyi nerede vereceğini çok iyi bilen bir yiğit vardı. Fakirliğine rağmen gelip, elindekini avucundakini Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) önüne döktüğünden dolayı, münafıklarca ta’n u teşnie tâbi tutulmuştu. Ama o, bunların hiçbirine aldırmıyor, omzunda ipiyle Medine’nin pazarlarında dolaşıyor ve hamallık yaparak geçimini sağlıyordu. Bunun karşılığında aldığı iki sâ’14 hurmanın birini evine ayırıyor, diğerini ise Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) getiriyordu. Onun bu hareketini gören münafıklar, ortamın safvetini bozmak için, “Allah’ın bu adamın sadakasına ne ihtiyacı var ki!” diyor ve onunla alay ediyorlardı. Bunu yapan aynı zihniyet, zenginlerin bol bol tasaddukları karşısında da “Riyakarlık yapıyorlar.” yaftasını yapıştırmaktan çekinmiyor ve âdeta bu iki yüzlü davranışlarından zevk alıyorlardı.15
Kur’ân, şu ifadeleriyle onların bu tavırlarına dikkat çekerken aynı zamanda Ebû Akîl gibileri de tebcil ve tebrik ediyordu:
“Gönüllü olarak (bol bol) sadaka verenlerle, zar zor kazandıkları hâlde sadaka veren mü’minleri çekiştirip onlarla alay edenler var ya, Allah onlara, kendi fiilleri cinsinden ceza verecektir ve onlar için elem verici bir azap vardır.”16