İçeriğe geç

İman esasları bütün semavî dinlerde aynıdır. Hatta hakkında bir nass olmadığı için kesin bir hüküm vermekten kaçınmama rağmen, şu kadar diyebilirim ki, dinin usûlünde meleklere ait hükümler de aynıdır. Yani bütün melekler de bizim inandıklarımıza inanır ve iman ederler. Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kaza ve kadere, öldükten sonra dirilmeye onlar da aynen bizim gibi iman ederler; fark sadece derece ve mertebe ölçüsündedir.

İnançta olduğu gibi, ibadette de bütün dinler aynıdır. Yani ibadetsiz hiçbir hak din yoktur. Ne var ki ibadetin şekil yönü her devre göre değişiklik arz etmiştir. Cenâb-ı Hak, her devrin insanına, o devrin şuur ve o devir insanının kapasitesine göre bir ibadet tahmil etmiştir. Şekil değişebilir; ancak usûl olarak ibadet hiçbir surette değişmez.

Meselâ, ahiret inancı bütün dinlerde vardır, olması da zarurîdir. Arada icmal veya tafsil farkı olmakla beraber, her peygamber, ümmetine ahiretten bahsetmiştir. Zaten fenalıkları önleyici, iyilikleri de teşvik edici böyle bir ahiret inancı olmasaydı, din sadece iktisadî ve içtimaî sistemlerden biri durumuna düşerdi; veya başka bir ifadeyle onlardan ibaret kalırdı. Din, büyük bir kısmı itibarıyla hükümlerini öldükten sonra dirilme prensibine bina eder.

Eğer ahirete iman olmasaydı, yapılan ibadetlerin, çekilen bunca çile, ızdırap ve fedakârlıkların hatta hiçbir inancın insana faydası olmazdı. Zaten insan o takdirde, şimdi kendisinde mevcut bütün faziletlerden de bir bakıma soyulmuş olurdu. Evet, bizleri faziletli olmaya zorlayan ahirete imanımızdır. Çünkü bütün yaptıklarımızın, zerre kadar dahi olsa, bir gün karşımıza çıkacağını hiç tereddütsüz kabul ediyoruz.9

32