Cenâb-ı Hakk’ın, yaratıldığından beri rükûda, secdede ve kıyamda ibadet eden ve sayılarını ancak kendisinin bilebileceği melekler varken, onlardan birine değil de, Allah Resûlü’ne vahiy getirme vazifesini Cibril-i Emîn’e vermiştir. Ve yirmi üç sene Efendimiz’le münasebeti o temin etmiştir. O, O’na vahiy getirdi, Allah Resûlü de onu edeple dinledi ve bütün benliğine işledi. O, geçen yirmi üç senelik zaman zarfında, Cibril’le öyle bir dostluk ve kardeşlik temin ve tesis etmişti ki, Cibril’in son gelişi O’nu iki büklüm etmiş ve ağlatmıştı. İşte Allah (celle celâluhu) risalet vazifesine bunları seçiyordu. Diğer peygamberler de aynı şekilde seçilmiş, öz ve kaymak hâline gelmiş insanlardı. Bunların hepsinin madeni de altındandı. Evet, onlar ısmarlama insanlardı. Nasıl ki Allah Resûlü böyle seçkindi, O’na sahabe olma liyâkatini elde edenler de aynı şekilde seçkin insanlardı. Ve din bize o altın zincirin intikal ettirmesiyle gelip ulaşmıştır.