İçeriğe geç

Cenâb-ı Hakk’ın, biri Kur’an-ı Kerim, diğeri kâinat kitabı olmak üzere başlıca iki kitabı vardır. Kur’an-ı Kerim, Allah’ın (celle celâluhu) kelâm sıfatından gelmiştir. Allah, onu gönderen Mütekellim-i Ezelîdir. Bizi yaratmaktan maksadı nedir? Nelerden razı olur? Bizi neye davet eder? Davet ettiği şeyin keyfiyeti nedir? Cenab-ı Hak bu gibi şeyleri Kur’an-ı Kerim vesilesiyle bize anlatır.

Allah’ın diğer kitabı ise kâinattır. Allah, bu kitabını kudret ve iradesiyle yazmıştır. İçerisinde pek çok kanun, nizam ve nice esrar bulunmaktadır. Bu mevzuda insanın niyeti ve bakış açısı sağlam olursa kâinat da onun için aynen Kur’an’ın ifade ettiği şeyleri ifade eder. Kur’an, kâinatı seslendirmekte, kâinat da resim resim Kur’an’a mevzu teşkil etmektedir. Bunda Allah’ın ayrı bir merhameti söz konusudur. O, bizi, kâinatı derinlemesine mütalâa etme gibi bir zorluk ve mecburiyetle karşı karşıya bırakmamış, o hakikatleri bize Kur’an’la özetlemiştir. Diğer bir yönüyle de Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem), her asrın anlayacağı şekilde bir dil kullandırmış ve O’nun diliyle o çağ insanlarına hakikatleri anlattırmıştır. Sahabe, Kur’an’ı ve Efendimiz’in Kur’an’a ait tefsirlerini dinlerken sanki sadece kendi devrine hitap ediyor gibi dinliyor ve istifade ediyordu. Sonraki asırlarda gelen İmam Gazzâlî, İmam Rabbânî gibi zatlar ve devâsâ nice tefsir alimi, gözleri hep onun üzerinde, Kur’an kendilerine hitap ediyor gibi ona kulak kesiliyorlardı. Kur’an-ı Mübîn, her asra hitap etme gibi çok sırlı ve çok büyülü bir ifadeye sahip öyle mucize bir kitaptır ki, her insan, onu kendine hitap ediyor gibi dinleyip algılayabilir.

250