İçeriğe geç

“Hud’a” kelimesinin mânâsı, zâhirde ıslahçı, selâmet-saadet taraftarı görünmekle beraber içinde fısk u fücûr, başkalarına zarar verme ve siyasî mânâsıyla, kendi haince stratejileriyle başkalarının nizam ve ahenklerini altüst etmeyi plânlama demektir. Beyzâvî’nin beyanına göre, farenin avcıya karşı korunmak için iki delik açmasına, girdiği delikte avcı onu çıkacak diye beklerken, onun öbür delikten çıkmasına muhâdaa denir.[1] Evet onun girdiği delik başka, çıktığı delik başkadır. İşte münafıklar, ifade tarzında tasvir edilen bu muhâdaayı –hâşâ– Allah’a karşı yapmaya kalkışıyorlar.

يُخَادِعُونَ اللّٰهَ cümlesinde, ilâhî isimlerden herhangi biri değil de bizzat doğrudan doğruya Zât’ın ismi olan lafz-ı celâlenin اللّٰه kullanılması, bunların küstahlıklarının boyutunu göstermesi açısından gayet mânidardır. Yüceler Yücesi Zât hakkında hiçbir kitap bu denli küstahlığa kapı aralamadığı hâlde onlar su‑i edepte böylesine ileri giderek –hâşâ– Allah’a muhâdaaya kalkışacak kadar küstahlaşmışlardır.

وَالَّذِينَ اٰمَنُوا “Aynı zamanda onlar iman edenlere de muhâdaa yapıyorlar.” Buradaki ifadeden de, aynı zamanda onların bir şaşkınlık içinde oldukları anlaşılmaktadır. Hâşâ, Allah’a muhâdaa insanın kendi başına vurduğu bir taş gibidir; mânâsız olduğu ve sonuçsuz kalacağı açıktır. Cenab-ı Hakk’a dayanan inananlara karşı muhâdaa yapmak da geriye tepecek boş bir atıştır. Bu ifade, Kur’ân-ı Kerim’de pek çok yerde tekrar edilen, mü’minlere karşı yapılacak muhâdaaların geriye tepeceğinin de özeti gibidir. Zira, her şeyden evvel mü’minler, Allah’a iman edip O’na dayanmışlardır ve onlara karşı yapılacak hile ve hud’anın boşa çıkacağı açıktır.

231