İçeriğe geç

Aslında burada münafıkların iki küstahlığı söz konusudur: Biri, akıl ve mantıkla izah edilemeyecek bir tavırla Zât-ı Vacibü’l-Vücud’a karşı; bir diğeri ise, onların sırlarını ve iç dünyalarını mü’minlere izhar eden Allah’a inanmış ve dayanmış mü’minlere karşı muhâdaa. Öyle ise bu yaptıklarıyla sadece kendilerini rezil etmiş ve oynadıkları bütün oyunları da kendi aleyhlerine çevirmiş olmaktadırlar.

Evet, hud’a yapılamayacak birine karşı hud’aya kalkışmakla وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ “Kendi nefislerine hud’a yapmış oluyorlar.” Onların bu hâli, gündüz gözü gözlerini kapatan kimsenin hâline benzer. Gözlerini kapayan böyle biri sadece kendi gündüzünü gece yapmıştır. Güneş bütün ihtişamıyla mevcudiyetini herkese hissettirse de وَمَا يَشْعُرُونَ “Onlar farkında değillerdir.”

Burada ilim, akıl, vicdan, tefekkür gibi kelimelerin yerine يَشْعُرُونَ kelimesiyle ilk kavrayış demek olan şuur vurgusu fevkalâde önemlidir. Yani onların yaptıkları akla, zihne gitmeden ilk kavrayışla dahi anlaşılacak kadar basit bir meseledir ama gel gör ki bunu dahi anlamamaktalar. Merhum Âlûsî ve Allâme Elmalılı Hamdi Yazır gibi müfessirler, eserlerinde nefis, şuur, akıl, fikir kelimelerini hem felsefî hem de psikolojideki yerleriyle genişçe izah etmişlerdir. Arzu eden onlara bakabilir. Ben şimdilik bu konunun hak ettiği engince izahı onların eserlerine bırakarak meseleyi icmalen ele almada fayda mülâhaza ediyorum:

232