2. Söz konusu olanın sadece bir zulmet olmayıp maddî-mânevî pek çok zulmetlerin bulunduğunu ifade içindir. Şöyle ki evvela, onların ruhlarında bir karanlık, kalblerinde ayrı bir karanlık, yağmurda farklı bir karanlık ve bulutlarda ise daha başka bir karanlık var; ayrıca yıldırımların, sâikaların gönüllerinde hâsıl ettiği ümitsizlik karanlığı… İşte onların dünyalarında, âfâkî ve enfüsî üst üste bu karanlıkları ifade etmek için burada kullanılacak kelime “zulümât” olmalıdır.
رَعْد ve بَرْق kelimeleri zâhiren peşi peşine geliyor. Esasen gök gürültüsü ve ışığın bize gelip ulaşması farklı zamanlarda olur. Bu, ses süratiyle ışık süratinin birbirinden farklı olmasından kaynaklanır. Işık, malum, saniyede 300 bin km mesafe kat’eder. Sesin hızı ise ondan çok daha düşüktür (saniyede yaklaşık 340 metre). Önce ışığı görür sonra da sesi duyarız. Işığın bize ulaşma ânıyla sesin ulaşma ânı arasındaki (saniye cinsinden) zaman farkını 340’la çarptığımızda çıkan sonuç bize, (metre cinsinden) şimşeğin oluştuğu yerin uzaklığını verir.
Ayrıca رَعْد ve بَرْق kelimelerinin müfâdı, hâdisenin kendisine veya o hâdiseyi meydana getiren zâhirî sebebe göre değil, ra’d ve berk’e maruz kalanlara göredir. Binaenaleyh bunlar bir şimşek çakıverince arkadan bir gök gürültüsü geleceği hissine kapılırlar; gök gürültüsü gelince de hep öyle temadi ettiği için şimşeğin çakacağını düşünürler. Aslında herkeste böyle bir hâlet-i ruhiye mevcuttur. Biz böyle bir durumda, “Gelen çarptı, giden çarptı.” deriz ki, bu peşi peşine yumruklandım, hırpalandım demektir.