Onun süngüsü, yüz defa iniltimizi dindirdi ve ateşimize su serpti. Yakın tarihimizde dahi kaç defa onda mazinin tebessüm eden çehresini ve yıldırımlaşan celadetini gördük… Eğer, atik davranıp da yıllardan beri hazırlanan karanlık emellerin önüne geçmeseydi, bütün bir millet olarak inkisar içinde ağlamadan başka çaremiz kalmayacaktı…
Tuğa selam, sancağa selam ve ölçülerimiz içinde onu tutan yüce başa binlerce selam..!
“Gönül çeken endam yerine biz sancağa meylederiz. Hoş kokulu kâkül yerine tuğa gönül bağlamışız. Kalbe saplanan gamze oku ile kaş yerine, Ok ve yay hevesi gönülden asla çıkmadı. Gözleri ceylana benzeyen peri sûretli bir sanem yerine, Rüzgâr gibi giden hünerli atı severiz.”
138