İçeriğe geç

Ancak, neyin öğrenilip, neyin öğrenilmemesi lazım geldiğini ve nelerin ne zaman verileceğini bilmek de, en azından öğrenme ve öğretme kadar mühimdir. Bilgi adına mevsimsiz verilmiş nice şeyler vardır ki, dimağı çepeçevre sarmış bir sis gibidir. Böyle bir bilgi, sahibine ışık tutamayacağı gibi başkalarına da faydalı olmayacaktır.

Bilmek zâtî bir değer ifade etse de, çok defa talibinin omuzunda bir yük ve bir vebaldir. Hele her şeyi bilmek isteyenlerin ve sırf bilmiş olmak için ilim edinenlerin bilgisi, onları birer malûmat hamalı yapmaktan başka bir şeye yaramayacaktır.

Öğrenilip öğretilecek her şey, insan şahsiyetini bütünleştirici ve iç âlem ile eşya ve hâdiseler arasındaki ince münasebeti keşfe matuf olmalıdır. Hatta bundan da öte, öğrenilen şeye ait her parça, pratiğe sağlam bir mesnet ve yeni terkiplere götürücü esaslı birer rehber mahiyetinde bulunmalıdır.

Şahsiyetimizle eşya arasındaki esrarı çözmeye matuf olmayan bir ilmin, haricî dünya adına ve onunla bütünleşme hesabına bize kazandıracağı hiçbir şey yoktur. Aynı zamanda bu durum vicdanın böyle muammalar karşısında mahkûm olması demektir. Vicdana kol kanat olup onu seyyal kılacak husus, onun haricî duyuşlarıyla, içteki bulunuşudur. Binaenaleyh o, bu kol ve kanattan mahrum edilince, asla kendinden bekleneni eda edemeyecektir. Onun için, sadece öğrenmek ve önüne gelen her şeyi öğrenmek, götürdüğü şeyler itibarıyla hiç bilmemekten daha tehlikelidir.

95