Aile ve içtimaî çevrenin, gence bir şey vermeyişi ve veremeyişi bir gerçektir. Ancak bir başka taraftan, onun yüce duyguları ve iç âlemi askıya alınmasaydı ve etraftan akıp akıp ruhuna gelen örseleyici ders ve telkinler olmasaydı, hiç olmazsa onu, safvet-i asliyesi içinde korumak mümkün olacaktı. Heyhât..! Günlük televizyon haberleri, siyasî polemikler, sporlar ve sporcular, sırf merak uyarma maksadıyla tertip edilmiş yalanlar, tezvirler, her türlü aldatmalar ve sansasyonlar o zayıf dimağları, o denli işgal etmiştir ki, bu Kafdağı’ndan ağır yükü, değil o cılız varlıklar “benim diyen” her babayiğit dahi rahatlıkla yüklenemeyecektir.
Bu kadar yük altında mektepteki derslerin anlaşılması; anlaşılıp kavranması ve hayatın içine sokulması; hele hele onlarla yeni terkiplere ulaşılması asla mümkün olmayacaktır. Bir de buna, bilgi hamalı yetiştirme programı eklenmişse, artık vay hâline o mektebin de, talebenin de…!
Günümüzün tembel talebeleri veya bu bozuk havanın tembelleştirdiği çıraklar, daha çok, çile çekmeden elde edilen şeylerin peşindedirler. Günlük hayatlarında onları daha ziyade meşgul eden şeyler: Gazete haberleri, sporlar ve sporcular, film ve artist isimleri, gençlik heyecanlarından istifade edip onları birer insan azmanı hâline getiren bir kısım izm’li müskirat ve mükeyyifattır4. Böylelerine bir fatihlik ve kâşiflik anlatmak en güç şeydir. Evet, emek ve çile isteyen büyük insan olma yolu, onlara göre en menfur şeydir. Çalışmayı, hele metod ve sistem içinde çalışmayı asla sevmezler. Bir de buna, günümüzün renkli hâdiselerinin vitrinleştirilmesi ve sahnelendirilmesi ilave edilecek olursa, doğruyu öğretme sancısını çekenlerin vay hâline!
Dipnotlar
- 4 Müskirat ve mükeyyifat: Sarhoş edici ve keyif vericiler.