Gökler ötesi âlemlerin en emini, bir üstad ve bu üstadın getireceği haberlere bağrını açan yüce ruh ise, en büyük bir muallimdi.. muallimlik vazifesinde, ferdin de cemiyetin de medyun olduğu bir muallim… Bugün doğru olarak ne biliyorsak ve ne biliniyorsa hepsi ondan; gerisi kîl u kâlden ibaret…
Muallim, gâh filozof, gâh zâhid, gâh derviş hâlinde zuhur etmiş ve yaşadığı zamana damgasını vurmuştur. Ne var ki, herkesin “gerçek”ten istifadesi nispetinde, her muallimin görünümü de başka başka olmuştur: İlk devirlerin hikmet âşıkları nebilere ait nağmeleri tekrar ediyorlardı. Orta Çağ’ın “skolastik” mürşid ve muallimleri, ilahilerine “pozitivizm” nağmesini de ilave ettiler. Aynı devirde, Doğunun muallimleri ise, ellerindeki esrarlı menşurla, insanı keşf ve onu kendine ulaştırma gayreti içinde idiler…
Rönesans’tan sonra, her şeyle beraber muallim de değişti. Artık o, körü körüne eşya ve hâdiselere dalan, elindeki küçük tezgâhından çarşıdaki atölyesine kadar, her şeyiyle hakk-ı temettu2 peşinde koşan, keşif ve icat tutkunu toy bir âşıktı. Bu dönemde kitleler üzerinde hükmedenler, hiçbir zaman muallim olamadılar. Evet, bu devirde kitleler aşırı telkin ve teşhirlerle aldatılarak, belli istikametlere sevk edildiler; fakat hiçbir zaman muallim görmediler. Aslında, bu “yeniden doğuşun” zifaf gecesinde, kalb çoktan Mefisto’ya kaptırılmıştı.
Daha sonra ise, topyekün teknik vasıtaları –teleskoptan mikroskoba kadar– nebülözlere tırmanan merdivenler ve partiküllere sarkıtılan x şuâları hâline getirip, her şeyi madde ile izaha kalkışan materyalizmin banal görüşlü muallimleri gelir. Bu devirde, insanı yüceltme adına bir şey yapılamadığı için, muallimden bahsetmek de oldukça zordur. Ancak, bu alabildiğine katı ve karanlık dönem de, uzun sürmemiş, arkadan bir yeni tecessüs ve tefahhus3 devri başlamıştır.
Dipnotlar
- 2 Hakk-ı temettu: Menfaat; kazanmak, kâr etmek.
- 3 Tefahhus: Derinden inceleme, araştırma.