İçeriğe geç

İktisatta en mühim esaslardan biri olarak kabul edilen, “malın dengeli dağılımını temin ve belli ellerde toplanmasını önleme”, İslâm’da kendiliğinden gerçekleşen bir husustur. Bunun için ayrıca kanun vaz’ına da gerek yoktur. Yani sistemin işleyişi normal olarak bu neticeyi doğurmaktadır.

İslâm’da, temerküz (malın belli ellerde toplanması) karşısında tahşidat yapma lüzumunu hiç duymayız. Zira bu negatif görüntünün ortadan kalkması, sistemin işlerliği içinde kendiliğinden hâsıl olmaktadır. Kur’ân, sözünü ettiğimiz esası şu şekilde açıklar:

“Allah’ın, fethedilen ülke halklarının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki bu mallar, içinizde zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun. Allah’tan sakının, doğrusu Allah’ın cezalandırması çetindir.”18

Demek oluyor ki, devlet hazinesine çeşitli yollarla servet akıp gelecek ve devletin başında bulunan şahıs veya şahıslar da onu zikredilen zümreler arasında taksim edecekler. Bu taksim gerçekleştiği zaman da servet sadece zenginlerin elinde bir güç olmaktan çıkacak ve malın bir elde temerküzü de böylece önlenmiş olacaktır.

Zaten inanan insanlar, îsâr prensibi içinde, kardeşini nefsine tercih etme duygu ve düşüncesiyle yaşamaktadırlar. Bir de sistem bu istikamette işliyorsa o zaman İslâmî bir toplumda servetin belli ellerde toplanması hiçbir zaman söz konusu olmaz.

Düşünün ki, ele geçen ganimetlerden beşte biri doğrudan doğruya Efendimiz’e aitti.19 Bununla beraber O, “Ben beşte bir alırım; fakat onu da size iade ederim.”20 buyuruyor ve en zor şartlarda bile dediğini tatbike koyabiliyordu. Evinde aylar geçerdi de yemek yapmak üzere o evde bir ateş yanmazdı.21

249