İçeriğe geç

Bununla beraber cüz’î ve küllî, nefsin istihsanlarının her zaman işin içine karışmasının muhtemel olması mülâhazasıyla bu yol her zaman herkes için pek de mümkün olmasa gerek. Çünkü bu durumda insanın, meselâ yazdığı yazıları sürekli yırtıp sonra tekrar yazması lâzım gelecektir. Kanaat-i âcizânemce, Mevlâna’nın Mesnevî ve Divan-ı Kebir isimli eserlerinde, Üstad’ın ise bütün Risalelerde yaptığı gibi; durum, şartlar, insanların istek ve ihtiyaçları nazar-ı itibara alınarak ona göre bir şeyler konuşulmalı, daha sonra imkânlar el verdiğinde de onlar düzeltilerek yazıya geçirilmelidir. Bu şekilde yazılan yazılar daha az hatarlı olacak ve nefisler de işin içine çok karışamayacaktır. Nitekim Divan-ı Kebir isimli eser, Mevlâna’nın semâ anında söylediği sözlerin bir araya getirilmesiyle meydana gelmiştir. Yine o, Mesnevî’yi, Hüsameddin Çelebi’ye yazdırmıştır. Üstad’ın da bu metodu kullandığı görülmektedir. Hatta Üstad’ın bizzat kendisinin yazdığı şeyler çok mahduttur. O, –eserlerindeki üslûptan da anlaşıldığı üzere– talebelerine vaaz ediyor gibi konuşmuş, talebeleri de bunları yazıya geçirmişlerdir. Daha sonra ise kendisi bunları redakte etmiştir.

Risaleler genel itibarıyla şu şekilde vücuda gelmiştir: Üstad’a etrafındaki kişiler tarafından sorular sorulmuş, o da bu soruları şartların el verdiği ölçüde cevaplandırmıştır. O, kabz ve bast hâllerini yaşaması durumuna göre bazen çok mufassal tasniflere girmiş, bazen de ihtisar etmiştir. Hatta bazen sadece âyetleri zikrederek konuyla irtibatlandırmış ve birer kelime ve cümle ile deryalara işaret etmiştir. O esnada uzun boylu meseleyi açmaya ruh hâli müsait olmadığı için, işi tabiîliği içinde bırakmış ve kesinlikle hiçbir yerde, hiçbir zaman sun’îliğe girmemiştir. Bu sebeple Risalelerdeki bu türlü yerler cilt cilt şerh edilmeye muhtaçtır.

80