Evet, beraber bulunduğumuz insanlarla geçinme mecburiyetindeyiz. Bir kere sağımızda solumuzda açıktan açığa dine küfreden, dindara fundemantalist diyen bir sürü insan var. Böyle bir yerde bu insanların hissiyatını göz önüne almaz ve yumuşak davranmazsak İslâm’a vefasızlık etmiş oluruz. Bizler, aynı kaderi paylaşma mecburiyetinde olduğumuz insanlarla kavga ederek değil, Müslümanlığın âlicenaplığını, müsamahasını, afv u safhını göstererek onların gönüllerindeki yerimizi korumaya çalışmalıyız. Hatta çok defa ağzımızla anlatacağımız şeyleri hâlimizle anlatmalı ve sözlerimizden rahatsızlık duyuluyorsa kimseyi sözlerimizle rahatsız etmemeliyiz. Kendimizi ifadede gönül esastır. Bu mülâhaza ile ülkede % 80 dolayındaki mütereddit ve mütehayyir insanların, belki on defa nabzınızı tutarak, “Allah Allah! Bir de bu insanlar için şöyle böyle diyorlar. Nesi var bu insanların?” demesi çok önemlidir. İnşâallah bir gün gelecek bu mülâhaza bütün mâşerî vicdanın sesi olacaktır. Nitekim “Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır.” demiştir atalarımız. Bu anlayışın başladığını söylemek mümkündür. Cenâb-ı Hak sonuna kadar götürmeye muvaffak kılsın.
Gerçek Düşmanımız
Din ve milliyet düşüncemize düşman bir kısım gizli cemiyet mensuplarını, olduğundan fazla güçlü görmek kat’iyen doğru değildir; zira onlar aslında alternatifsizliğin önlerini açtığı yığınlardır ve zatî hiçbir kıymetleri de yoktur. Eğer yeryüzünde, hakikaten sağlam ve vahy-i semavîden, tecrübeden, mantıktan gücünü alan ve bu kaynaklardan beslenen bir toplum olsa idi, bu gizli cemiyetlerin varlığı ile yokluğu müsavi olurdu. Bu açıdan denebilir ki, biz şunun bunun değil, kendi cehaletimizin, kendi zaaflarımızın, kendi fakrımızın kurbanı olduk. Konuyla alâkalı Muhammed Hamidullah Hoca’nın bir sözünü arz etmek istiyorum.