İçeriğe geç

Allah (celle celâluhu), çok defa mü’minin mü’min, kâfirin de kâfir olmasına göre değil de, mü’minde mü’min sıfatlarının, kâfirde de kâfir sıfatlarının olmasına göre muamele etmektedir. Bu itibarla da, her mü’minin mü’mince davranması çok önemlidir. Değilse kâfirce sıfatların mağlûbu ve dolayısıyla da onların mahkûmu olur. Başka bir ifadeyle, eğer iman, onun içinde mü’min sıfatlarının öne çıkmasına vesile olamamış ve sistemli çalışamama, vahdeti koruyamama, kendi insanına karşı hazımsız davranma, küçük meseleleri büyütme ve onlarla kavga çıkarma gibi kâfirce sıfatlardan uzaklaştıramamışsa, o kendinden beklenen fonksiyonu eda edemiyor demektir ki, bu da, böyle olumsuz şeyleri kambur gibi sırtında taşıyan bir mü’minin muvaffak olmamasını netice verir. Benim, böyle bir durumda bir mü’minden beklediğim en önemli tavır, onun en mukaddes şeyleri üzerine yemin edip, nerede olursa olsun hırgür çıkarmayacağına söz vermesidir. Böyle bir tutum karşısında ne kâfirin gücü, ne şeytanın plânı, ne de ifritlerin dehası kat’iyen ona tesir edemez.

Evrensel Dil: Hâl Dili

İlâhî hakikatleri, gidilen ülke insanlarına anlatmak için o insanların dillerini öğrenmek önemli bir vesiledir. Zaten her peygamber de kendi kavminin diliyle mesajını sunmuştur. Ancak havarilerin halka müessiriyetlerini sadece gittikleri halkın dilini konuşmalarına bağlamak yanlıştır. Hatta ben, bu iddiayı tarihî çok önemli bir gerçeğe kılıf bulma gayreti olarak değerlendiriyorum. Evet havariler gittikleri her yerde çok ciddî müessir olmuşlardır. Ama onların bu müessiriyetlerinin altında yatan gerçek, halka yaklaşımlarında evrensel bir dil kullanmalarıdır ki, o evrensel dil de hâl dilidir. İnsanlığın İftihar Tablosu’ndan sahabeye, sahabeden günümüze kadar bütün gönül sultanları hep bu dili kullanarak kalbleri fethetmişlerdir.

73