İçeriğe geç

َِقََذَْفُْتُُهُ ِفِي ا لَّنَاِرKibriya, benim ridâm, azamet ise benim izârımdır. Kim benimle bu mevzuda yarışa kalkışır ve bunları paylaşmaya yeltenirse, onu derdest eder, cehenneme atarım.”49 buyurmaktadır. Demek ki büyüklük sadece O’na mahsustur. Bunun karşısında insana düşen ise Allah’a kul olmaktır. Evet, sonsuz, bir tane olduğuna göre O’nun karşısında her şey, herkes sıfır olduğunu bilmelidir.

Hz. Pîr bu meseleyi, mana-i ismî ve mana-i harfî temsiliyle izah eder.50 Buna göre insana mana-i harfî ile bakılmalıdır. Nasıl ki tek başına bir mana ifade etmeyen harfin bir mana ifade etmesi için bir kelime içinde yer alması gerekiyorsa insan da Allah’a intisap ettiği zaman gerçek kıymetine kavuşacaktır. Yoksa onun kendine mana-i ismiyle bakması, kendini müstakil bir varlık olarak görmesi, kendi başına bir şey ifade ettiğini zannetmesi aldanmışlıktan başka bir şey değildir. Bu açıdan bakıldığında günümüzde bazılarınca dile getirilen özgüven ve benzeri mefhumlar Allah’a güvenme ile derinleştirilmedikten sonra bir kıymet ifade etmez. Esasında insanın iradesi, meyelânı ve meyelândaki tasarrufu da Allah’ın ona bir armağanıdır. Cenab-ı Hak kendi meşiet ve iradesinden ona bir pay, bir hisse ayırmıştır. İnsan kendi cüzi iradesini ortaya koyduğu zaman Allah Teâlâ da meşiet-i uzmasıyla onu teyit buyurur. İnsan kendisine böyle baktığı zaman pek çok problem çözülecektir. Yoksa Firavun’a

ait olan, َأَنَا َرَُّبُُكُُمُ اَأْل� َْعَْلَىBen sizin en yüce rabbinizim.”51 gibi mülahazalar sadece bir kibir hırıltısıdır. Firavun’un bu sözleri açıkça şirk ve küfür olduğu gibi “Ben kurtardım, ben yaptım, ben düzdüm, ben koştum, milleti şöyle bir badireden ben halas ettim.” şeklinde düşüncelere girmek de zımnî (üstü kapalı) dahi olsa bir nevi ulûhiyet iddiasıdır ve gizli bir şirktir. Zira aynı anda iki tane “ben” olmaz. Benlik, hakiki manada Zât-ı Ulûhiyet’e

82