Burada istidradî olarak başka bir hususa geçmek istiyorum: Ekseriyet itibarıyla hepimizi hayrette bırakacak şu tablo, gerçekten çok müthiştir! Yurt dışında ve yurt içinde nice mütedeyyin ve dindar insanların çocukları var ki, bunlar tamamen dinsiz ve ilhad içindeler. Ve yine nice dinsiz ve mülhidlerin çocukları da var ki, bunlar da aksine dini bütün insanlar. Hatta bunlardan bazıları aile fertlerinin baskı ve zulmünden kaçıp daha müsait zemin ve şartlarda dinî hayatlarını yaşamak istemektedirler. Meselenin müşahhaslaştırılmasının mevzua fayda getirmeyeceğini düşündüğümden, burada bizzat şahidi olduğum vak’aları zikretmeyeceğim. Ancak bu gibi hâdiseler birer vâkıadır ve bundan sonra da bu vak’alar hep olacaktır. Bu müthiş tablonun tahlili bize şu neticeyi vermektedir:
Dindar aile kendi evlâdına, onun ruh ve kafa yapısına uygun şekilde İslâmiyet’i anlatmamış ve anlatamamıştır. Bu çocuk, tabiî olarak dindar bir atmosferde yetiştiğinden dolayı da, ihtiyaç duyduğu ve aydınlatılma beklediği meseleleri başkalarından soramamaktadır. Ailesinden aldığı dinî kültür ise, onu ancak belli bir noktaya kadar getirebilmiştir. Ruh ve kafasında boşluklar kalan bu çocuğun veya bu gencin, kafasına takılan bir tereddüt veya bir şüphe, onun kaymasına ve dinden çıkmasına sebep olmuştur. Böyle bir aileye misafir olmuş, aile reisiyle oturmuş konuşuyorduk. Adam o kadar dindar ve o kadar selim bir kalbe sahipti ki, onun karşısında kendi durumumdan utanır olmuştum. Fakat biraz sonra odaya üniversite talebesi olan oğlu girdi. Konuşmalarından hemen onun bir ateist olduğunu anlamıştım. Sanki evin tavanı tepeme yıkıldı ve donup kaldım. İçimden kendi kendime, o güzel insanı kasdederek: “Keşke, bu kadar saf ve temiz kalacağına, oğlunu dinsiz yetiştirmeseydin.” dedim.