İçeriğe geç

Biz, Kur’ân’da kendi anlayış ve kendi seviyemizi buluruz. Kur’ân âdeta herkese kendi seviyesine göre konuşur. Ancak bir insanın anlayış ve seviyesi ne olursa olsun, her insan Kur’ân’da kendi ruhî durumunun okunduğunu hisseder. Evet, insan, Kur’ân’da, sanki kendisine yakın birisinin, en mahrem yanlarına varıncaya kadar kendisini anlattığını hisseder.

Böyle olması da gayet normaldir. Zira Kur’ân, insanı yaratan ve her an onun kalbine nigehbân olan Allah’ın kelâmıdır. O Allah ki, insanı yoktan yaratmıştır. Sonra da onu cismaniyet âleminde inşa etmiş ve ona emir âleminden bir de ruh vermiştir. Ne ruh içine girdiği cesedi, ne de ceset kendini ayakta tutan ruhunu tam mânâsıyla bilebilir! Her ikisini kim yarattı ve birleştirdi ise, en iyi bilen yine O’dur. Ve işte Kur’ân da O’nun kelâmıdır.

Bu ilâhî kelâm, muhtevası itibarıyla insanların hidayet kaynağı ve istikamet garantisi olduğu gibi, hitap keyfiyetiyle de bütün mürşit ve mübelliğlerin irşad menbaıdır. Hep ona bakacak ve muhatapla konuşma tekniğini de yine ondan öğreneceğiz.

Kur’ân’ın farklı seviyelere hitap ettiği bir gerçektir. Zira O, insanı bütün farklı tezahürleriyle yaratan ve inşa eden Allah’ın kelâmıdır. Bugüne kadar yetişmiş binlerce âlim, Kur’ân üzerindeki düşünce ve mülâhazalarıyla kendi anlayış seviyelerini ve farklılıklarını tezahür ettirmişlerdir. Asr-ı Saadet’te de vaziyet böyle idi, yani ashabın hepsinin Kur’ân’ı anlayış ve kavrayışı aynı seviyede değildi.. ve bu seviyelerin farklı olması da, yine Kur’ân’dan istifadeye mâni değildi.

143