Günümüzdeki gençlik, dinî terim ve tabirlere yabancı bulunmaktadır. Onlara, yine onların anlayabilecekleri bir dille konuşmak gerekir. Bunu, çocukların anlayışına mümâşatımızla misallendirebiliriz. Nasıl ki elinden tutup gezdirmeye çıkardığımız üç yaşındaki çocuğun yürüyüşüne uyarız, onun konuşmasıyla konuşur, onun gibi güler ve onun gibi davranırız; öyle de, irşad ve tebliğde de muhatapların anlayışının nazara alınması şarttır. Çocuklara karşı yapılan müdepdep konuşmalar, sadece onları güldürecek ve fakat malumat dağarcıklarına hiçbir şey ilave etmeyecektir.
Neslimize İslâm’ı anlatırken Bergson, Paskal, Eflatun ve Descartes’in felsefe yüklü tarzlarına değil; Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) irşad ve tebliğ tekniğine ihtiyaç vardır. Allah Resûlü ise, hep beşerin anlayış seviyesine mümâşat ediyordu. Hitap yelpazesini, herkesi içine alacak kadar geniş tutuyordu ve yerinde çocukla çocuk, gençle genç, ihtiyarla da ihtiyar oluyordu. İşte bu sistem ve bu ilâhî ahlâk, nebilerin sistemi ve nebilerin ahlâkıdır. Nebiler Sultanı, kendisine isnat edilen bir sözünde:
“Biz peygamberler topluluğu daima insanların seviyelerine inmek ve onların anlayabilecekleri şekilde konuşmakla emrolunduk.”13; diğer bir beyanında da: أَنْـزِلُوا النَّاسَ مَنَازِلَهُمْ “İnsanlara akılları nispetinde konuşun.”14 buyurmakla bizlere tebliğ ve irşadda vazgeçilmez bir kaideyi fısıldamaktadır.
Dipnotlar
- 13 Bkz.: ed-Deylemî, el-Müsned 1/398; İbn Hacer, Lisânü’l-mîzân 6/274; el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 1/226, 2/251.
- 14 Ebû Dâvûd, edeb 20; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 42/523.