Bugün İslâm’a hizmet noktasında farklı anlayış ve yaklaşımların bulunduğu bir vâkıadır. Böyle bir vak’ayı tasvip etmek ayrı, varlığını kabul etmek ise tamamen ayrıdır. Var olan bir şeyi kabul etmeyip, görmezlikten gelmenin getireceği hiçbir çözüm yoktur. Öyle ise mürşit ve mübelliğler, çevrelerinde kendilerini dinleme durumunda olan insanların, herhangi bir meşrebe mensubiyetlerinin olabileceğini her an hatırda tutmalı ve konuşmalarını böyle bir hatırlamanın ikaz sinyalleri altında yapmalıdırlar. Ve tabiî herhangi bir topluluğu küçük düşürücü, kınayıcı ve daha da korkuncu gıybet edici konuşmalar içine kat’iyen girmemelidirler. Her anlayış ve yaklaşım, kendi mesleğinin doğru ve güzel olduğunu kabul etmekle beraber, diğerlerine de hakk-ı hayat tanımayı ve müsamahalı olmayı bir ahlâk hâline getirmelidir. Aksi davranışlardan Cenâb-ı Hak razı değildir ve O, razı olmadığı davranışlar içine girenlerin irşad ve tebliğinden yümün ve bereketi kesiverir.
Evet, her mürşit imana ve Kur’an’a hizmet eden herkese saygılı olmasını bilmeli ve muhataplarının irfanına mümâşat etmelidir. Söyledikleri sözler, herkes tarafından kabul görebilecek sözler olmalıdır. Zira Allah (celle celâluhu), Allah diyenlere karşı kötü muamele edenleri, mü’minleri tenkit edip eleştirenleri, sadece kelime-i tevhid ile dahi olsa kendisiyle münasebet kurmuş olanlarla alâkayı kesenleri sevmez ve onlardan razı olmaz.