Cenâb-ı Hak bir yerde Hazreti Davud’a (aleyhisselâm) şöyle buyurur: “O evi Benim için boşalt ki, Ben orada olayım.” Bazıları boşaltmayı, kalbin ağyâr düşüncesinden, yabancı mülâhazalardan ve O’nu nazara almadan, âlemle gereksiz münasebetlerden arındırma ve uzaklaştırma şeklinde anlamışlardır. Hazreti Mevlâna’nın bir hoş sözü de burada düşünce ufkumuza bir ziya gibi düşer:
“Akıllı olan, kuyu dibini seçmiştir; zira halvette gönül safâsı vardır. Kuyu dibinin zifiri karanlığı, halkın zulmetinden iyidir. Halkın ayağını tutan kimse baş alıp getirememiştir; yani nihayete erip sırra muttali olamamıştır. Halvet ağyâra karşı lâzımdır, yâr’a karşı değil; kürk kış için gereklidir, bahar için değil…”
Halvetten murad, kalb hânesini ağyârdan temizleyip yâr ile hemdem bulunmak olduğuna göre, halk içinde Hak’la beraber bulunan ruhlar ve kesretin en uç noktalarında dahi sürekli tevhidi kollayan gönüller hep halvette sayılırlar. Buna mukabil, bütün ömrünü halvette geçirdiği hâlde, kalbini ağyârdan temizleyememiş ve içinden mâsivâyı söküp atamamış kimsenin halveti de bir aldanmışlıktır ve beyhudedir.