Evet, insan tabiatında bulunan bu sıkılma ve çekinme hissi, أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللّٰهَ يَرٰى“O, Allah’ın kendisini gördüğünü bilmez mi?”1 gibi âyetlerle anlatılan iman şuuruyla.. إِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا“Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde herşeyi görüp gözetendir.”2 misillü beyanlarla ifade edilen ihsan anlayışıyla beslenmezse, uzun ömürlü olamaz; olamaz, zira hayânın hem var olup gelişmesi hem de devam ve temadisi imana bağlıdır. Bu münasebeti, Hz. Seyyidü’l-Enâm (sallallâhu aleyhi ve sellem), ashabından birinin diğerine, hayâ ile alâkalı nasihatlerini duyunca: دَعْهُ فَإِنَّ الْحَيَاءَ مِنَ الْإِيمَانِ“Bırak onu, hayâ imandan gelir..”3 diğer bir ifadelerinde: اَلْإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ شُعْبَةً… وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ“İman yetmiş şu kadar şubeden ibarettir, hayâ da imandan bir şubedir.”4 buyurarak dile getirirler.
Bu itibarla diyebiliriz ki; fıtrî hayâ, tıpkı insan tabiatında saklı bulunan diğer iyilik nüveleri gibi, insanı insan yapan mârifet dinamikleriyle beslendiği ve takviye edildiği ölçüde gelişir, kalbî ve ruhî hayatın bir buudu hâline gelir ve nefsin pek çok bâlâpervâzâne isteklerine set çeker ve engeller. Aksine bu duygu, iman ve mârifetle geliştirilemez, ihsan şuuruyla takviye edilemez; takviye edilmek şöyle dursun nefsanîlik gayyâlarında açılıp-saçılarak köreltilecek olursa, fert ve toplum planında insanı insanlığından utandıran yırtıklıklar ve sürtüklükler kaçınılmaz olur. İnsanlığın İftihar Tablosu, hayâ âbidesi (aleyhi ekmelüttehâyâ) Efendimiz, bu hususa temas eder ve إِذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْتَ“Hayâsız olduktan sonra istediğini yap!”5 buyurur.
Dipnotlar
- 1 Alak sûresi, 96/14.
- 2 Nisâ sûresi, 4/1.
- 3 Buhârî, îmân 16, edeb 77; Müslim, îmân 59.
- 4 Buhârî, îmân 3; Müslim, îmân 57-58.
- 5 Buhârî, enbiyâ 54, edeb 78; Ebû Dâvûd, edeb 6; İbn Mâce, zühd 17.