İçeriğe geç

İhsan şuuru, salih bir dairenin (kısır döngü karşıtı olarak kullanıyorum) kapısını açan sırlı bir anahtar gibidir. O kapıyı açan ve o aydınlık koridora adımını atan insan, yürüyen merdivenlere binmiş gibi, kendini sihirli bir yükselişin helezonunda bulur. Bir de, bu mazhariyetiyle beraber, iradesinin hakkını verip kendi de yürüyüşünü devam ettirirse, her adımda iki basamak birden yükselir ki; zannediyorum, هَلْ جَـزَۤاءُ الْإِحْسَانِ إِلَّا الْإِحْسَانُ“İhsanın mükâfatı da başka değil yine ihsandır.”5 ilâhî beyanı da işte bunu hatırlatmaktadır. Nitekim bir gün, Hazreti Sâdık u Masdûk bu âyeti okumuş ve ashabına sormuştu: “Biliyor musunuz Rabbiniz bununla ne anlatmak istiyor?” Ashab: “Allah ve Resûlü bilir.” cevabını verince, O da sözlerine şöyle devam etmişti: يَقُولُ: هَلْ جَزَاءُ مَنْ أَنْعَمْتُ عَلَيْهِ بِالتَّوْحِيدِ إِلَّا الْجَنَّةُ‘Benim kendisine iman ve tevhidi ihsan eylediğim kimsenin mükâfatı başka değil Cennet’tir..!’ diyor.”6

İhsan şuuru, yağmur yüklü bulutlar gibi bir baştan bir başa bütün kalb tepelerini sarınca, ilâhî eltâf sağanak sağanak boşalmaya başlar.. ve insan kendini لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنٰى وَزِيَادَةٌ“İhsan ruhu ile yatıp kalkanlara, ihsan üstü ihsan ve bir de ziyade vardır.”7 kuşağında bulur; bulur ve insan olma mazhariyetini en engin hazlarıyla duyar ve yaşar. Bu mevzuda bir de, amel ve davranışların ötesinde, kalblerin kurup durduğu hâlis niyetlere terettüp eden, fazl ve lütuf kaynaklı ilâhî vâridât vardır ki, onun tasavvuru bizi de bizim düşüncelerimizi de aşar..!

174